İçeriğe Atla

studyo-haberleri

Dövme ve Kahve Aynı Mekânda: Sunnie Tattoo Art&Coffee Hikâyesi

Melisa Lodiyev·
Dövme ve Kahve Aynı Mekânda: Sunnie Tattoo Art&Coffee Hikâyesi

Sunnie’nin hikâyesini tek bir soruyla anlatmam gerekseydi sanırım şu soruyu seçerdim:

Dövme mi, kahve mi?

Dışarıdan bakıldığında bu soru, iki farklı işi aynı mekânda bir araya getiren bir konsept fikri gibi görünebilir. Bir tarafta dövme stüdyosu, diğer tarafta kahve dükkânı… Ama Sunnie’de dövme ve kahve hiçbir zaman yalnızca yan yana duran iki hizmet olmadı. Biri insanlarla tanışmamı sağladı, diğeri ise kurduğumuz bağın devam edebilmesi için bir alan açtı.

Aslında en başında “Bir dövme stüdyosuyla kahve dükkânını birleştirelim” diye hazırlanmış büyük bir planımız yoktu. Kahve, Sunnie’ye sonradan eklenen ticari bir fikir de değildi. Her şey zaman içerisinde, bana dövme yaptıran insanlarla kurduğumuz ilişkiden doğdu. Biraz sohbetle, biraz sevgiyle, biraz tesadüfle ve sanırım büyük ölçüde olması gerektiği gibi…

Dövme Benim İçin Hiçbir Zaman Yalnızca Dövme Olmadı

Dövme yapmaya başladığım ilk dönemlerde her şeyi çok ince eleyip sık dokuyordum. Aslında hâlâ da böyleyim. Çünkü bir insanın bedeninde belki de hayatı boyunca taşıyacağı bir iz bırakıyorsam, bunun yalnızca güzel görünmesi bana hiçbir zaman yeterli gelmedi.

“Herkese her dövmeyi yapmak istemiyorum” dediğimde ise yalnızca özel tasarım, çok detaylı çalışmalar ya da büyük ve karmaşık figürlerden bahsetmiyorum. Bir dövmenin özel olması için mutlaka metrelerce anlatılacak dramatik bir hikâyesi olması gerekmiyor. Bazen tek bir çizgi, küçücük bir nokta ya da dışarıdan bakıldığında son derece sade görünen bir sembol, o kişi için çok büyük bir anlam taşıyabilir.

O çizginin arkasında kişinin kendisine ait bir duygu, unutmak istemediği bir an, hayatının belirli bir dönemi ya da yalnızca onun anlayabileceği bir sebep varsa benim için o dövme zaten yeterince özeldir. Benim önem verdiğim şey, karşımdaki insanın o dövmeyle arasında kurduğu bağı duyabilmek.

Bazen birisi Pinterest’te gördüğü bir kolajla geliyor ve “Bunu çok beğendim, aynısını yaptırmak istiyorum” diyor. Elbette bir görseli beğenmek, ondan etkilenmek çok doğal. Hepimiz bir şeylerden ilham alıyoruz. Ama herkesin ulaşabileceği hazır bir görseli olduğu gibi alıp bir insanın bedenine taşımak, çoğu zaman benim yapmak istediğim şey değil.

Çünkü bugün çok sevdiğiniz bir tasarımı yarın bir başkasının kolunda, omzunda ya da sırtında gördüğünüzde, o dövmeyle aranızdaki bağ değişebilir. İnsan kendisine ait hissettiği bir şeyi başka birinde gördüğünde, eskisi kadar özel hissetmeyebilir. Oysa küçük de olsa size ait bir detay, yalnızca sizin bildiğiniz bir sebep ya da birlikte geliştirdiğimiz bir dokunuş, o dövmeyi bambaşka bir yere taşıyabilir.

Ben dövmenin yalnızca yapıldığı güne ait kalmasını istemiyorum. Çünkü hepimiz zaman içerisinde değişiyoruz. Bedenimiz değişiyor, yaşımız ilerliyor, karakterimiz dönüşüyor, hayatımızdaki insanlar değişiyor. Bugün çok farklı düşündüğümüz bir konuda birkaç yıl sonra başka bir yerde durabiliyoruz.

Yıllar sonra dövmemize baktığımızda, onu yaptıran kişiyle bugün olduğumuz kişi aynı olmayabilir. Ama o zamanki hâlimizi hatırlayıp ona kızmak yerine, “O gün bunu yaşamıştım ve bu da benim hikâyemin bir parçasıydı” diyebilmek bence çok kıymetli.

Belki aynı şeyi artık hissetmiyoruzdur. Belki hayatımız tamamen değişmiştir. Ama geriye dönüp o zamanki kendimize teşekkür edebiliyorsak, o dövme hâlâ bizimle doğru bir bağ kuruyor demektir.

Benim için asıl mesele buydu: O an yaptığımız dövmeyi, o kişi yıllar sonra da kendi hikâyesinin bir parçası olarak kabul edebilecek mi?

Bu yüzden bazen tasarımı değiştiriyoruz, bazen küçültüyor, büyütüyor ya da sadeleştiriyoruz. Bazen uzun uzun konuşup başladığımız yerden bambaşka bir yere varıyoruz. Çünkü amacım yalnızca o gün güzel görünen bir dövme yapmak değil. Yıllar sonra dönüp baktığınızda, o zamanki kendinize teşekkür edebileceğiniz bir iz bırakmak.

Dövme Bittiğinde İletişim Bitmedi

Genellikle bir insan dövme stüdyosuna gider, dövmesini yaptırır ve sonrasında belki de bir daha o stüdyoya uğramaz. Yeni bir dövme yaptırmak isterse yeniden gider, istemezse herkes kendi hayatına devam eder. Alışılmış süreç biraz böyledir ve bunda yanlış bir şey de yoktur.

Ama Sunnie’de işler hiçbir zaman tam olarak böyle ilerlemedi.

Dövme yaptığım insanlar işlem bittikten sonra yeniden gelmeye başladı. Ama her zaman yeni bir dövme yaptırmak için değil… Bazen yoldan geçerken kapıyı açıp selam veriyorlardı. Bazen “Müsait misin, bir kahve içelim mi?” diye soruyorlardı. Bazen sevdiğim bir kurabiyeyi getiriyor, bazen doğum günümü kutlamak için uğruyor, bazen de hiçbir sebep olmadan yalnızca beni görmek istiyorlardı.

Ben de onları bekliyordum.

Belki bunu çoğu zaman yüksek sesle söylemedim. Belki günlük koşturmanın içinde, birini yeniden gördüğümde ne kadar sevindiğimi yeterince belli edemedim. Ama daha önce dövmesini yaptığım birinin kapıdan girip “Sadece bir kahve içmeye geldim” demesini gerçekten dört gözle bekliyordum.

Çünkü o insan bir zamanlar karşıma oturmuş, bana kendisinden bir şey anlatmıştı. Bazen çok mutlu bir anısını, bazen bir kaybı, bazen yeni bir başlangıcı, bazen de kimseye kolay kolay söylemediği bir duyguyu paylaşmıştı. Bana güvenmiş ve kendisinden bir parçayı emanet etmişti. Ben de o hikâyeye elimden geldiğince özen göstermiştim.

Böyle bir süreçten sonra bir daha hiç görüşmemeyi, o insanı yalnızca yaptığım bir dövmenin fotoğrafı olarak hatırlamayı hiçbir zaman istemedim.

İlk dükkânda henüz gerçek bir kahve alanımız yoktu. Ama bir şekilde masanın üzerinde mutlaka bir kahve, yanında da uzun bir sohbet oluyordu. İnsanlar ikinci kez, üçüncü kez, bazen sayısını unuttuğumuz kadar çok kez yalnızca oturmak, konuşmak ve görüşmek için geliyordu.

Aslında Sunnie Tattoo Art&Coffee tabelası henüz ortada yokken bile kahve, Sunnie’nin hikâyesine çoktan girmişti.

Bir Dükkân Kapanırken Bağlar Bizimle Geldi

Sunnie’nin ilk dükkânını kapatmak zorunda kaldığımız dönem benim için kolay değildi. Çünkü oraya çok fazla emek vermiştim. Bir mekâna emek vermek yalnızca duvarlarını boyamak ya da eşyalarını yerleştirmek değil. Oranın içinde hayal kuruyorsunuz, yoruluyorsunuz, korkuyorsunuz, bazen tek başınıza kalıyor, bazen de yeniden ayağa kalkıyorsunuz.

İlk dükkânım benim için tam olarak böyle bir yerdi. Bu yüzden oradan ayrılmak yalnızca adres değiştirmek değildi. Hayatımın bir dönemini, birçok anıyı ve kendimden bir parçayı geride bırakmak gibiydi.

Daha sonra Nilüfer Agora Çarşısı’nda iki katlı bir dükkân bulduk. İlk başta planımız giriş katını dövme stüdyosu, üst katı ise bizim dinlenme alanımız yapmak yönündeydi. Kâğıt üzerinde her şey mantıklı görünüyordu.

Fakat tadilat süreci başladığında, daha önce dövme yaptığım insanlar yeni dükkâna gelmeye başladı. Çiçek gönderenler, hediye getirenler, “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye soranlar oldu. Yardıma gelenlerle birlikte duvarları boyadık. Tadilatın tozunu, karmaşasını, yorgunluğunu ve heyecanını birlikte yaşadık.

Bir gün etrafıma bakıp şunu düşündüğümü hatırlıyorum: Ben bu insanlarla nasıl bir bağ kurmuşum ki bugün işlerini güçlerini bırakıp gelip benim duvarımı boyuyorlar?

Sonra bir şeyi daha fark ettim. Ben bu insanlarla yalnızca dövme randevularında görüşmüyordum. Günlük hayatımda da konuşuyor, buluşuyor, birbirimizin iyi ve kötü zamanlarını paylaşıyorduk. Ben onlara değer vermiş, onları kendi dünyamda bir yere koymuştum. Onlar da bana aynı değeri geri veriyordu.

Madem böyle bir bağ kurabilmiştik, neden buna gerçek bir alan açmayalım?

İnsanların beni görmek, sohbet etmek ya da yalnızca birlikte vakit geçirmek için yeni bir dövme randevusunu beklemesi neden gereksin?

Böylece Agora’daki dükkânın giriş katını kahve alanı, üst katını ise daha sakin ve özel bir dövme stüdyosu yapmaya karar verdik.

Sunnie Tattoo Art&Coffee fikri biraz da böyle doğdu.

Bir iş planının, araştırma raporlarının ya da kusursuz hazırlanmış bir marka stratejisinin içinden çıkmadı. Bana dövme yaptıran insanların yeniden gelmek istemesinden ve benim de onların tekrar gelişini içten içe beklememden doğdu.

Kahve, Biraz Daha Kalabilmeniz İçin Vardı

Kahve Sunnie’ye eklendiğinde insanların artık “Dövme yaptırmayacağım ama gelebilir miyim?” diye düşünmesine gerek kalmadı.

Elbette gelebilirlerdi.

Hatta bütün mesele zaten buydu.

“Bir kahve içelim.”

“Melisa’yı görelim.”

“Biraz oturalım.”

Bu cümleler zamanla Sunnie’de en sevdiğim cümlelere dönüştü.

İnsanlar bazen yeni bir dövme yaptırmak için, bazen iyileşen dövmelerini göstermek için, bazen de yalnızca sohbet etmek için geliyordu. Kimi birkaç dakika kalıyor, kimi saatlerce oturuyordu. Hayatlarında nelerin değiştiğini, yeni işlerini, ilişkilerini, ayrılıklarını, korkularını ve heyecanlarını anlatıyorlardı.

Dövmesini yaptığım insanların hayatları ilerlerken onların hikâyelerine uzaktan da olsa tanıklık etmeye devam ediyordum. Bir zamanlar anlattıkları bir olayın nasıl sonuçlandığını öğreniyor, bazen mutluluklarına bazen de üzüntülerine yeniden ortak oluyordum.

Bunun benim için çok kıymetli bir tarafı var. Çünkü ben bir insanı yalnızca dövme yaptırdığı gün tanıyıp sonra unutmak istemiyorum. Elbette herkes hayatına devam ediyor ve herkes tekrar gelmek zorunda değil. Ama benim dünyama bir kere giren bir insanın oradaki yerini korumaya çalışıyorum.

Herkesin dünyası kendine kadardır derler ya… Ben de kendi dünyamın içindeki insanların yerini önemsiyorum.

Bazen bunu açıkça söylemiyor olabilirim. Belki “Seni yeniden görmek beni gerçekten çok mutlu etti” demeyi unutuyorum. Ama bir zamanlar dövmesini yaptığım birinin yalnızca kahve içmek için kapıdan girmesi, bana çok özel bir şeyi hatırlatıyor:

Burada yalnızca güzel bir dövme bırakmamışız. Güzel bir his de bırakmışız.

Üçüncü Mekân, Aynı Sevgi

Sunnie’nin yolculuğu daha sonra bizi bugünkü, üçüncü mekânımıza getirdi. Burayı biraz tesadüfen bulduk. Bir gün eve giderken satılık bir dükkân gördük. Çok güzel güneş alıyordu, ferah bir bahçesi vardı ve daha ilk gördüğümüzde buranın bizim ruhumuza daha yakın olabileceğini hissettik.

Ben her mekâna çok emek verdim. İlk dükkâna da, Agora’daki dükkâna da, şu anda bulunduğumuz yere de…

Her defasında yeniden başladım. Duvarların rengini, masaların yerini, ışığı, insanların nerede oturacağını ve içeri girdiklerinde ne hissedeceğini düşündüm. Çünkü Sunnie’nin yalnızca güzel görünen bir yer olmasını istemedim.

İçeri giren insanın kendisini iyi hissetmesini istedim.

Bir insan kapıdan girdiğinde yargılanmayacağını, acele ettirilmeyeceğini ve kendisini rahatça anlatabileceğini bilsin istedim. Dövme yaptıracaksa heyecanının anlaşılmasını, korkuyorsa bunu saklamak zorunda kalmamasını, kahve içecekse rahatça oturmasını, yalnızca uğradıysa bile hoş karşılandığını hissetmesini önemsedim.

Bugünkü mekânın tadilatında da aynı şeyi yeniden yaşadık. Daha önce dövme yaptığım insanlar ziyarete geldi, yardım etti, yanımızda durdu ve heyecanımızı paylaştı.

Mekânlar değişiyordu ama insanlar yine yanımızdaydı.

Bana kalırsa Sunnie’nin gerçek hikâyesi de tam olarak burada saklı. Üç farklı dükkân, üç farklı dönem ve her seferinde bizimle birlikte hareket eden, sevincimizi ve yorgunluğumuzu paylaşan insanlar…

Duvarlar değişti. Adresler değişti. Masaların yeri, ışıklar, renkler ve bahçeler değişti. Ama Sunnie’nin içinde biriken sevgi değişmedi.

Herkesi Güzellikle Karşılamak İstiyorum

Evet, çok fazla dövme stüdyosu var. Çok fazla dövme sanatçısı var. Eminim hepsi işini çok iyi yapıyor, emek veriyor ve yaptığı işe kendi dünyasının içinden değer katıyor.

Ben kendimi başka sanatçılarla kıyaslayarak anlatmak istemiyorum. Ama kendi yaptığım şeyin de sıradan olduğunu düşünmüyorum.

Çünkü benim için iş yalnızca iyi bir çizim yapmak, doğru bir uygulama gerçekleştirmek ve ortaya güzel bir dövme çıkarmak değil. Bunlar zaten işimin temel sorumlulukları. Ben bunun yanında karşımdaki insanı gerçekten görmeye, anlamaya ve ona kendisini değerli hissettirmeye çalışıyorum.

İşimi sevgiyle yapıyorum. Sunnie’ye gelen herkesi güzellikle karşılamak, dövmesini güzellikle yapmak ve yine güzellikle uğurlamak istiyorum.

Birinin ilk dövmesinde elini tutmak, çok heyecanlandığında onu sakinleştirmek, tasarım konusunda kararsız kaldığında acele ettirmemek, gerektiğinde “Bunu bugün yapmayalım, biraz daha düşün” diyebilmek de bu işin bir parçası.

Çünkü bazen bir sanatçının yapabileceği en doğru şey, o gün dövmeyi yapmak değil, karşısındaki insanı korumaktır.

Uzun süre boyunca insanlara verdiğim kıymeti doğal bir şeymiş gibi gördüm. Zaten böyle olması gerektiğini düşündüm. Fakat zaman içerisinde onların da bana gösterdiği sevgiyi, desteği ve bağlılığı gördükçe bunun ne kadar özel olduğunu anlamaya başladım.

Bunun farkında olmanın kişisel bir ego olduğunu düşünmüyorum.

Bence bu, insanın kendisindeki değerli bir şeyi fark etmesi gibi. İçinizde uzun zamandır taşıdığınız ama ışığını yeni gördüğünüz bir mücevher gibi…

Yaptığım işin değerini kabul etmek, kendimi başkalarından üstün gördüğüm anlamına gelmiyor. Tam tersine, verdiğim emeği ve kurduğum ilişkileri artık küçültmemek anlamına geliyor.

Ben güzel bir sevgi ağı biriktirdim. Bunda benim emeğim olduğu kadar Sunnie’nin kapısından giren her insanın da emeği var. Onlar bana güvendiler, kendilerini anlattılar, hayatlarından parçalar paylaştılar ve sonra yeniden gelerek burada hissettiklerinin kendileri için de kıymetli olduğunu gösterdiler.

Bu yüzden Sunnie yalnızca benim kurduğum bir yer değil.

Biraz da gelip duvarlarımızı boyayanların, masamızda kahve içenlerin, çiçek gönderenlerin, doğum günümü hatırlayanların, zor zamanlarda yanımda duranların ve “Sadece seni görmeye geldim” diyenlerin yeri.

Dövme Tanışmamıza, Kahve Birbirimizi Unutmamamıza Vesile Oldu

Sunnie’nin gelecekte nasıl bir yere dönüşeceğini tam olarak bilmiyorum. Belki bir gün daha büyük bir bahçemiz olur. Belki daha turuncu, daha renkli, daha özgür ve daha çok bize benzeyen bir mekân yaratırız.

Bir şekilde mutlaka değişiriz. Çünkü ben Melisa olarak sabit kalmayı çok seven biri değilim. Yay burcuyum, ne yapabilirim?

Değişmeyi seviyorum. Hayatıma giren insanların beni değiştirdiğini ve dönüştürdüğünü biliyorum. Her sohbetten, her hikâyeden ve her karşılaşmadan kendime yeni bir şey ekliyorum. Sunnie de benimle, ekibimizle ve kapısından giren insanlarla birlikte değişiyor.

Mekânımız, renklerimiz ya da çalışma biçimimiz zamanla dönüşebilir. Ama değişmeyecek bir şey varsa o da dövme ve kahvenin her zaman birlikte kalacağıdır.

Çünkü dövme, tanışmamızın sebebi olabilir. Kahve ise birbirimizin hayatında kalma biçimimiz oldu.

Belki Sunnie’ye ilk kez bir dövme yaptırmak için geldiniz. Belki çok heyecanlıydınız. Belki eliniz titriyordu. Belki içinizde uzun zamandır taşıdığınız bir hikâyeyi ilk kez burada anlattınız. Ben sizi dinledim, birlikte bir şeyler düşündük ve o hikâyeden bedeninizde taşıyacağınız bir iz yarattık.

Sonra sizi güzellikle uğurladım.

Ama içten içe, bir gün yeniden kapıdan girip “Kahve var mı?” diye sormanızı bekledim.

Çünkü Sunnie’de hiçbir zaman yalnızca dövme yapmadım. İnsanları tanımaya, onlara değer vermeye ve benim dünyamdaki yerlerini korumaya çalıştım.

Bu yüzden “Dövme mi, kahve mi?” diye sorulduğunda benim cevabım çok net:

Kahve'nin kırk yıl, DÖvme'nin bir ömür hatrı vardır derlerrr :))))

Bursa'da dövme mi düşünüyorsun?

Stüdyomuza göz at, fiyatını hesapla ya da hemen randevu al.